. Ali Rıza Doğan (Ali Baba): Bir iş insanı, bir gönül adamı

Ali Rıza Doğan (Ali Baba): Bir iş insanı, bir gönül adamı

Ali Baba markasının yaratıcısı Ali Rıza Doğan, başarı hikayesini ve yardımsever kişiliğini gazetemiz okuyucuları için anlattı

  • Oluşturulma Tarihi : 06.03.2026 08:56
  • Güncelleme Tarihi : 06.03.2026 08:56
  • Kaynak : HABER MERKEZİ
Ali Rıza Doğan (Ali Baba): Bir iş insanı, bir gönül adamı haberinin görseli

New York’un kalbinde, Times Square’e birkaç adım mesafede bir restoran var ki, yalnızca yemek değil, kültür ve misafirperverlik de sunuyor: Ali Baba. Bu markanın arkasında ise yıllardır sessiz ama istikrarlı bir şekilde çalışan bir isim var: Ali Rıza Doğan. Yaklaşık yirmi yılı aşkın süredir New York’un en rekabetçi ortamında ayakta kalmayı başaran Doğan, iş dünyasındaki başarısını toplum hizmetiyle dengeleyen bir profil çiziyor. Doğan, restoran işletmeciliğinin yanı sıra Türk-Amerikan toplumunun çeşitli sivil çalışmalarında görev almış, Times Square’de her hafta yüzlerce ihtiyaç sahibine yemek dağıtarak sosyal sorumluluğu hayatının bir parçası haline getirmiş bir isim. Ali Rıza Doğan ile göçten girişimciliğe, dernekçilikten sosyal sorumluluğa uzanan yolculuğunu konuştuk.

Amerika’da hikayeniz nasıl başladı? İlk yıllar size ne öğretti?

Amerika’ya gelişimiz 86’da başladı. Dayım buradaydı, dayım sayesinde geldik. İlk geldiğimiz zamanlarda her gelen gibi baba oğul bulaşık yıkarak başladık. Babamla sıfırdan başladık, sonra zamanla kendi işimizi açtık.

Bugünlere geleceğinizi o yıllarda hayal ediyor muydunuz?

Hayır asla aklıma gelmiyordu. Buralara kadar geleceğimizi hiç bilmiyordum. Hiç tahmin etmiyordum.

Restoran sektörüne girişiniz bir hayal miydi yoksa zorunluluk mu?

Zaten ilk geldiğimiz zaman bulaşık yıkarak başladık, baba oğul restoranın her işini yaptık. 97’de babam, “Gel oğlum bir şansımızı deneyelim” dedi. Ufak bir dükkandı. “Hadi deneyelim” diye bu işe girdik, zaten tecrübemiz vardı. Restoran da kendi aile ortamımız gibi olduğu için bugünlere kadar geldik. Tamamen kendi deneyimimizdi.

“Ali Baba” ismi nasıl doğdu?

Restoranımızı ilk açtığımızda “ismini ne koyalım” diye düşündük. Kendi ismime babamı ekledim. Ali ve babası şeklinde düşündük, isim oradan geldi. Tabi yardımseverliğim, insanlara yaklaşımım dolayısıyla zamanla Ali Baba olarak çağırmaya başladılar.

New York’ta 20 yıldan fazla ayakta kalmanın sırrı nedir?

Sırrı başta ailen, hanımın ve dürüst olmak. Kaliteyi her zaman aynı şekilde tutmak. 97’de yenilen kebap, lahmacun neyse bugün de aynıdır.  Kontrolünü de kendim yapıyorum, göbekten belli oluyordur.

Meslekteki en zor döneminiz ne zamandı?

Pandemi zamanında en zor zamanlarımızı geçirdik. Sırf maddi olarak değil manevi olarak de geçirdik. Annemi kaybettik o zaman. Dağıldık ama yine de ayaklandık, yıkılmadık, toparlandık. Dengeyi sağladık.

Amerikan müşterilerin Türk mutfağına yaklaşımı nasıl?

Müşterilerimizin yüzde 80-90’ı Amerikan. Hepsi de hem yemeklerimizi seviyorlar hem de bizi. Ayrı bir ortamımız var, o yüzden insanlar bu ayrı ortama da geliyor. O sıcaklığı hissediyorlar. Kendi evlerindeymiş gibi hissediyorlar.

Sektörün en büyük sorunu nedir?

Restoran sektörünün buradaki en büyük sorunu; Türk restorancılar olarak burada bir seviyeye gelememek. Yunan restoranlarının burada iki misli sattığı yemeği biz yarı fiyatına satıyoruz. Aynı yemeği. Zamanında Türkiye'den destek istemiştik. New York Times Magazine'de çıkartsınlar, destek versinler diye. Yapmadılar. Bir de her gelen, üç beş kuruş cebine koyan restoran açıyor, bu da iyi değil. Kaliteyi kötü verebiliyor. Kendisi kaybedince Türk mutfağı olarak da kaybediyoruz. Bu da bizi de etkiliyor tabii.

Times Square’de yıllardır yemek dağıtıyorsunuz. Yemek dağıtımı nasıl başladı?

İlk Alibaba açıldığında 1997'de 34’üncü sokakta yanımızda evsizler vardı. Ta o zamandan beri yemek dağıtıyordum ben. Burada da akşam, öğlen fazla yemek yapıyordum. Akşamları paket yapıp 34’üncü sokaktan dağıtarak evsizlere tünelden çıkıp eve gidiyordum. O 15, 20 tane yemeği her gün dağıtırken orada yemek dağıtan insanları gördüm. Dedim ben de dağıtıyorum gönülden, size katılabilir miyim? Onlar da ihtiyacımız var, tabii katılabilirsin dedi. Onlara katıldım, 4-5 senedir de her çarşamba akşamı 34’üncü sokakta yemek dağıtıyoruz. Siz de şahit oldunuz, bu güzel bir şey. Eve gittiğimizde, yattığımızda rahat yatabiliyoruz.

Bu süreç size ne öğretti?

Bize bir şey öğretmedi, biz zaten biliyoruz kendimizi. Ama hiçbir zaman nereden geldiğimizi unutmadık. Ben de buraya geldiğim ilk günde kayboldum. Bir gece dışarıda yattım, o soğukta. 86'daki soğuk hiçbir zaman olmamıştır. Öyle bir gecede ben dışarıda yattım. Kendinin nereden geldiğini biliyorsan o sana çok şeyi öğretiyor zaten.

Kapınızda evsizler için “kalabilirsiniz” yazısı var. O nedir?

Bunu yıllar önce ben öbür mekanımda da yaptım. Orada her akşam 2 kişi yatıyordu. Şimdi burada da aynı şeyi yaptım, geçen baktım burada da yattılar birkaç kişi, bu insanlık görevimizdir. O yüzden burayı gece açık bırakıyorum soğuk zamanda. Allah kimseyi dışarıda bırakmasın. O her zaman gönülden gelen bir hizmet.

Belediye konutundaki iftarlar nasıl başladı?

O zaman Fadime diye bir müşterim vardı, 15 sene önce. Bir gün geldi, “Alibaba, patronum yemek dağıtacak, iftar yemeği. Sen verir misin? Patronum belediye başkanı” dedi.  İlk defa belediye başkanı o zaman İslam toplumuna iftar yemeği verecekti ve 30 kişi iftar misafiri vardı belediye başkanının. Ama 100 kişi dışarıda protesto etti. “Nasıl belediye başkanı Müslümanlara iftar yemeği verir” diye. Çok komik bir olay. 15 senedir bu iftar yemeğini hep ben yaptım. Şimdiki belediye başkanımız da Müslüman. Yani zamanın neyi gösterdiğini söylüyorum; 15 sene önce tepki gösteren insanların şimdi başında Müslüman bir belediye başkanı var.

Bu ilişkiler ve bağ ne ifade ediyor?

Toplum adına gurur duymaları lazım. Çünkü dediğim gibi arka planda çok şey hallettim. Önemli değil ne olduğu, bu bağlantılar önemli. Dediğim gibi en büyük hazine dostluktur. Geçen dönemki belediye başkanımız iyi bir dostumdu. 24 saat telefonla arayabileceği bir dostluk vardı. Yenisiyle de yakında inşallah tanışacağız. Bunlar güzel şeyler.

Sizin için başarı nedir?

Benim bir lafım var: En büyük hazine dostluktur. O dostluğu yakalayabiliyorsanız insanlarda, başarıyı da yakalayabilirsiniz.

TADF’de görev alma motivasyonunuz ne oldu?

Yıllar önce Sayın Atilla Pak zamanında kendisinin teklifiyle yer aldık. Onunla beraber başladım, onunla beraber de çıktım, bir daha da katılmadım.

TADF’deki başkan yardımcılığı döneminiz nasıldı?

Güzeldi çünkü bir yandan Türk toplumuna hizmet ediyorsun, bir yandan ülkene hizmet ediyorsun. Lobicilik, ülke adına her zaman önde gelen bir şeydir. Biz bunları yaptık, gönülden yaptık. Bazı insanlar menfaatcilik düşünerek yapıyorlar, isim önemli değil. Ama biz her şeyi gönülden yaptık o zaman. Güzel işler de yaptığımıza inanıyoruz.

İş ve dernek dengesini nasıl kurdunuz?

O kadar da zor değil. İşini de yürütebilirsin, aynı anda dernekçiliğe devam da edebilirsin. Ama bir zorluğu var, insanlara kötü olmuyorsun ama bir tarafı tuttuğun zaman öbür taraf küsüyor. O tarafı tuttuğun zaman başka bir taraf küsüyor. Dernekçilikte bu olaylar oluyor devamlı. İdare edeceksin. Nasıl burada müşterimizle elemanlarımızın idaresini yapıyorsak, dernekte de aynı şey, insanları idare etmek kolay değil, zor. O dönemlerde belki kırgınlıklar oldu ama bizde olmaz, biz her zaman barışçıyız. Barış yanındayız.

Peki o dönemde en gurur duyduğunuz çalışma hangisi oldu?

Türk yürüyüşümüzü yaptığımız zaman gönülden o hizmeti veriyorduk. Ve on binlerce insan geliyordu. O bizi gururlandırıyordu. Times Square Meydanı'nda mehter takımını, 40 kişiyi izin almadan çıkardık. Aynısını Central Park'ta da yaptık. Times Square Meydanı'nda aşure dağıttık. Bunlar güzel şeyler Türkiye'mizin adına. Bunları başardık. Güzel şeyler getirdik. Bazı izinlerde arka planında duran bendim her zaman. Bunlar güzel şeyler.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği nasıl kuruldu?

Aslında biz onu ilk başta Sivaslılar Derneği olarak açmayı düşünmüştük. Ben yıllardır dernekçilere destek verdiğim için, “hadi, biz de Sivaslılar Derneği’ni kendimiz kuralım” dedik. Sonra yaptığımızda toplantıda 50-60 kişi vardı. Pir Sultan Abdal Derneği kuralım dediler, oylamaya sunuldu. Pir Sultan Abdal Derneği kuruldu, kültür amaçlı, hiçbir siyasi yanı yok. Çoluk çocuğumuza, geleceğimize kültürünü öğretmek, Bektaşiliği öğretmek ve kendi yerimiz olsun diye çaba göstermek için ve yaptık da. Cem Evimizi açtık ve şu anda devam ediyor. Bu tabii büyük bir gurur. Çünkü kültürümüzü yaşatıyor, cenazelerde ve özel günlerde orada beraber oluyoruz. Bu da bize gurur verici bir şey.

Türk toplumunda birlik var mı?

O zaman birlik, beraberlik vardı. Şu anda birlik beraberliği görmüyorum. Hatta siyaset girdikten sonra araya, birlik beraberlik dağıldı burada. Yani şu anda Türk toplumu bir araya zor geliyor. Gelen kesimde zaten belli.

Bu başarıyı kişisel bir başarı olarak mı yoksa toplumsal bir başarı olarak mı görüyorsunuz?

Bu başarıyı hem kişisel hem toplumsal bir başarı olarak görüyorum.

Liderlik mi makam mı?

Liderlik. Bizim için hiçbir zaman makam olmaz, sorumluluk olur. Çünkü bazı insanlar Türkiye'de de aynı şekilde bir makamda oturuyorlar ve kalkmıyorlar. Ama biz öyle değiliz. Biz liderliği yaparız. Sıra geldi mi başkasına teslim ederiz. Çünkü bir yere kadar.

Geri çekilmeyi hiç düşündünüz mü?

Bizler hiçbir zaman geri çekilemeyiz. Türk toplumuna biz her zaman hizmetimizi yapıyoruz. Federasyonda olmasak bile adımız gibi Ali Baba’yız. Ali Baba artık Türk toplumundan kopmaz. Türk toplumu da Ali Baba'dan kopmaz. Bunu unutmayın.

Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Gençler kötü yollara gitmesinler. Okuyup başarı kazansınlar. Doktor, avukat, belediye başkanı bile olabilirler gençler. Başbakan da olabilirler burada. Bunlar, bizler için gurur vericidir.

İleride nasıl anılmak istersiniz?

Valla ona da Türk toplumu, insanlar karar versin. Yaptığımız hizmetlerle, yaptığımız iyiliklerle insanlar karar versin. Eminim arkamdan güzel şeyler konuşacaklar. Bir gün ölürsek, bir adımız kalacak.

Kendinizi bir cümleyle anlatmak isterseniz, neler söylersiniz?

Ali Rıza Doğan adının altında yılların çabası var. Gençken gelip burada o hasta haliyle, epilepsi haliyle yıllarca burada çabalayıp ailesine destek veren, kendisini de unutmayıp insanların elini tutan, her gün yemek dağıtan Ali Baba. Ben öyle bir insanım. Artık ölene kadar da böyle de gidecek.