.
Değerli Türkses Okurları,
Hukuk, toplumun sessiz vicdanıdır. Her yeni yasa, aslında bir toplumun aynasıdır. Amerika Birleşik Devletleri, 2025 yılına sadece ekonomik ve siyasi reformlarla değil, hukukun yeniden yorumlandığı bir dönemle girdi.
Bu dönemin en dikkat çekici yönü, bireysel hakların teknolojiyle, göçle ve güvenlik kaygılarıyla yeniden tanımlanmasıdır. Biz Türkler içinse mesele, sadece “Amerika’da çıkan kanunlar” değildir. Asıl mesele bu kanunların bizim toplum bilincimize nasıl yansıdığıdır.
Bugün sosyal medya paylaşımları, bir yandan iletişimi kolaylaştırırken diğer yandan insan onurunu tehdit edebiliyor.
Mayıs 2025’te yürürlüğe giren Take It Down Act, bu konuda tarihi bir adım attı. Artık kimsenin rızası olmadan özel görüntülerinin veya yapay zeka ile üretilmiş sahte görsellerinin paylaşılması yalnızca etik bir sorun değil, ağır bir federal suç haline geldi. Bu yasa, kişisel sınırların korunması kadar, toplumun saygı kültürünü de ilgilendiriyor.
Örneğin Türk toplumunda sıklıkla gördüğümüz bir dernek gecesinde, bir kutlamada, bir etkinlikte herkesin birbirini fotoğraflayıp paylaşması artık daha dikkatli yapılmalı. Çünkü “fotoğrafımı neden paylaştın?” sorusu artık sadece bir nezaket tartışması değil, bir hak ihlali konusu olabilir. Bu yasa bize şunu öğretiyor, Dijital çağda saygı, artık hukukun bir parçasıdır. Paylaşmadan önce sormak, hukuka saygının ilk adımıdır.
Mart ayında yürürlüğe giren Laken Riley Act, Amerika’nın göçmen politikalarında yeni bir çizgi belirledi. Bu yasa, suç işleyen göçmenlerin hızla gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesini zorunlu kılıyor. Yasanın amacı kamu güvenliğini sağlamak olsa da, uygulamada birçok “genelleme” riskine dikkat çekiyor.
Türk toplumu açısından bu yasa, yasal statünün korunması, yasal sorumlulukların aksatılmaması anlamına geliyor. Amerika artık yasaları çok daha sert uyguluyor, sistem çok daha hızlı çalışıyor. Bu noktada, Türk toplumunun “hukuka mesafeli” kültürünü yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Çünkü yasal bilgi eksikliği, artık sadece cehalet değil, risk haline geldi. Bir göçmen olarak güçlü olmanın yolu, sistemin dilini bilmekten geçiyor.
Hukuk toplumun üstünde değil, içindedir. Ne yazık ki Türk toplumunda hukuk genellikle “sorun anında hatırlanan” bir kavramdır. Bir dava açıldığında, bir trafik cezası geldiğinde, ya da bir belge reddedildiğinde hatırlanır. Oysa hukuk, bir yaşam biçimidir. Sadece kriz anlarında değil, huzurlu dönemlerde de rehber olmalıdır. Benim hukukçu olarak yıllardır savunduğum düşünce, hukuk korkulacak bir kavram değil, kutlanacak bir değerdir. Bir toplum, hakkını bilmediği sürece başkalarının merhametine kalır. Bir toplum, adaletle tanışmadıkça, özgürlükle de tanışamaz.
Türk-Amerikan toplumu, bu topraklarda saygın bir geleceğe sahip olacaksa, bu ancak hukuk bilinciyle yoğrulmuş bir kültür sayesinde mümkündür. Bu nedenle her iş insanı, her öğrenci sadece kendi hakkını değil, toplumun ortak haklarını da savunmayı bir görev bilmelidir.
Amerika’daki yeni yasalar, ister dijital hakları ister göçmenliği ilgilendirsin, bize tek bir mesaj veriyor. Sorumluluk büyüyor. Artık bilgi sahibi olmayanın mazereti yok. Artık “ben duymadım” diyen kimse sistemin dışında kalmıyor. Hukukun sınırları daralmıyor tam tersine, her bireyin günlük hayatına kadar genişliyor.
Bu durum, Türk toplumuna da büyük bir fırsat sunuyor. Hukuku öğrenen, haklarını bilen, yasaları uygulayan bir toplum hem Amerika’da daha güçlü olur hem de kendi diasporasının geleceğini korur.