.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı tarafından nasıl ve hangi süreçler sonucunda yıkıma sürüklendiği, tarih kitaplarında ayrıntılı biçimde incelenmiştir; dolayısıyla burada bu süreci bütün yönleriyle yeniden ele almanın bir anlamı yoktur. Bununla birlikte, genel çerçeveyi hatırlatmak gerekir: Batı dünyasının büyük güçleri, uzun yıllar boyunca Osmanlı toprakları üzerinde yoğun bir baskı kurmuş hem siyasal hem ekonomik araçlarla imparatorluğu zayıflatmış ve nihayetinde onun dağılmasını hızlandırmıştır. Bu süreç aynı zamanda modern dünyanın büyük sömürge düzeninin temel taşlarından birini oluşturmuş, Batılı devletler yaklaşık 150 yılı aşan bir dönem boyunca geniş bir coğrafyayı kendi nüfuz alanlarına dönüştürmüşlerdir.
Bugün gelinen noktada, tarihsel gelişmelerin de etkisiyle, İslam dünyasının büyük bölümü tam anlamıyla bağımsız bir siyasal iradeye sahip değildir. Bölgedeki birçok ülke, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve çeşitli Avrupa devletlerinin ekonomik, askeri ya da diplomatik baskıları altında şekillenen politikalar izlemek durumunda kalmaktadır. Bu nedenle, söz konusu ülkelerin önemli bir kısmı fiili anlamda birer sömürge düzeni içerisinde konumlanmaktadır.
Bununla birlikte, Batı dünyasının tam anlamıyla kontrol altına alamadığı ve kendi karar mekanizmalarıyla varlığını sürdüren az sayıda İslam ülkesi vardır. Bu ülkeler arasında öne çıkanlardan biri de Türkiye’dir. Türkiye hem tarihsel birikimi hem de bölgesel konumu itibarıyla bağımsız kararlar alabilen nadir devletlerden biridir. Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasındaki ilişkiler de özellikle askerî, ekonomik ve stratejik alanlarda önemli bir yere sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti bu iş birliğine her zaman açık olmuş, ilişkilerin dostluk temelinde sürdürülmesine özen göstermiştir. Bununla birlikte, 85 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının büyük çoğunluğu, ABD ile ilişkilerde daha eşitlikçi, daha samimi ve karşılıklı güvene dayalı bir zeminin güçlenmesini arzu etmektedir.
Türk-Amerikan ilişkileri, son yıllarda özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan döneminde daha belirgin bir ivme kazanmıştır. Türkiye’nin ulusal çıkarlarını önceleyen bu yaklaşım, iki ülke arasında karşılıklı bağımlılığı artırırken Türk halkı tarafından da genel olarak memnuniyetle karşılanmaktadır. Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında köprü konumunda bulunması, bölgesel güvenlik mimarisinde anahtar rol oynaması ve İslam dünyasında etkili bir lider ülke olarak öne çıkması, dünya barışı açısından son derece belirleyicidir. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin bu stratejik önemini ve küresel barış için taşıdığı kritik değeri göz ardı etmediği sürece iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da güçlenmesi kaçınılmaz görünmektedir.