. Türkses Gazetesi Yazarı Trump Medya ve Uluslararası Medya Koordinatörü Melih Göğebakan 
Melih Göğebakan 
İlkses Gazetesi Yazarımız

Trump Medya ve Uluslararası Medya Koordinatörü Melih Göğebakan 

Yazarın Köşe Yazıları

Washington–Ankara Hattında Yeni Perde: Orta Doğu’nun Sert Rüzgârı, Türkiye’nin Stratejik Ağırlığı

Değerli Dostlar,

Orta Doğu’da gündem artık “bir kriz bitti” diye kapanmıyor; onun dosyasının diğerini tetikleyerek büyümesi. Gazze’nin konuştuğunu Lübnan ve Suriye’ye bakmadan adım atmıyor; İran’daki voltaj artarken Körfez’in dengesi, enerji yolları, yaptırımlar ve güvenlik kuralları aynı anda görsel olarak geliyor. Böyle bir tabloda Türkiye’nin ağırlığı yalnızca coğrafyadan değil; Sahada birden fazla hattı aynı anda yönetebilen ve farklı aktörlerle konuşabilen bir kapasiteden çıkacak.

Bu atmosferde Washington-Ankara hattındaki hareketlilik dikkat çekiyor. Donald Trump’ın başkanlığıyla birlikte, Türkiye-ABD ilişkilerinde alışıldık bürokratik dilin yerine daha “sonuç odaklı” ve pazarlıkçı bir yaklaşımın öne çıktığı görülüyor. Beyaz Saray’ın yeni dönem çerçevelerine ilişkin resmî anlatısı da, dış politika ve güvenlik ilkelerinin sert bir pratiklikle ele alındığını açık biçimde yansıtıyor.

İlişkilerin en sıcak modülü yine savunma birimleri arasında dönüyor. F-35/F-16 tartışmaları, yaptırımlar ve bölgesel rol paylaşımı artık birbirinden bağımsız yürüyen müzakereler değil; tek bir “paketin” farklı parçaları gibi ele alınıyor. Reuters’ın Eylül 2025’te yayımladığı, Trump’ın Türkiye’nin özellikle Rusya’dan enerji alımı gibi değiştirilebilen baskı altında saklanmasını isterken, aynı anda yaptırımların gevşetilmesi veya bazı savunma kaynaklarının yeniden konuşulması gibi “kapı aralıkları” oluşturuluyordu. Erdoğan tarafının da zaman zaman “yeniden programa dönüş” gibi skandallar gündeme geldiği belirtiliyor. Bu tarihin yıllardır NATO dengesiyle, Rusya’yla ilişkileriyle ve bölgesel güvenlik mimarisiyle iç genişliğini Kongre Araştırma


New Jersey ve New York’ta ICE Baskınları Üzerinden Oluşturulan Yanlış Algıya Dikkat!

Değerli Dostlar,

Son günlerde New Jersey’de Türk esnafının ve Türk toplumunun yoğun yaşadığı bölgelerde ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) polisinin yaptığı operasyonlar, maalesef toplum içinde ciddi bir korku ve tedirginlik yarattı. Burada çok net ve açık konuşmak gerekiyor. Ortaya atılan her an baskın olacak herkesi alacaklar algısı doğru değildir.

Herkes şunu bilmelidir ki ICE polisleri rastgele kapı çalan sokakta insan toplayan bir yapı değildir. Bu operasyonlar önceden belirlenmiş, haklarında yasal işlem deport kararı ya da ciddi suç dosyası bulunan kişiler için yapılmıştır. Yani hedef alınan kişiler bellidir ve bu operasyonların genel Türk toplumuna yönelik olduğu iddiası tamamen yanlıştır. Yasal statüsü olan vizesi Green Card’ı, çalışma izni veya süreci hukuka uygun devam eden hiç kimsenin korkmasına gerek yoktur. ICE’nin uygulamaları, Trump döneminde de bugün de yasal olanı koruma prensibiyle yürümüştür. Hukuka uygun yaşayan, çalışan, vergisini veren insanları hedef alınması söz konusu değildir.

Burada asıl problem, bazı çevrelerin bilinçli ya da bilinçsiz şekilde korku yaymasıdır. Bu korku dili ne Türk toplumuna ne de Türk esnafına fayda sağlar. Aksine, ekonomik ve sosyal hayata zarar verir. Oysa yapılması gereken doğru bilgiyi yaymak ve toplumu sakinleştirmektir. Özellikle Türk esnafının ve kanaat önderlerinin bu konuda bilgilendirici açıklamalar yapması yanlış algıları düzeltmesi son derece önemlidir. Her


Beyaz Saray Saldırısı ve Vize Krizi Güvenlik mi Toplu Ceza mı?

Değerli Dostlar,

Washington’ın merkezine birkaç yüz metre mesafede gerçekleşen saldırı Amerika’da güvenlik dengelerini yeniden tartışmaya açtı. Beyaz Saray yakınında görev yapan iki ulusal muhafız Afgan uyruklu bir kişinin silahlı saldırısına uğradı. İki muhafız hayatını kaybetti maalesef.

Bu menfur olay yalnızca güvenlik güçlerini değil tüm Amerikan kamuoyunu derinden sarstı. Saldırının ardından Başkan Donald J Trump yönetimi kritik bir karar aldı. Afganistan uyruklu kişilere yönelik vizeler geçici olarak durduruldu ve son yıllarda verilen tüm vizelerin geriye dönük olarak yeniden incelenmesi talimatı verildi. Güvenlik gerekçesi ile alınan bu karar ciddi bir tartışmayı beraberinde getirdi. Tek bir saldırganın eylemi milyonlarca masum insanın haklarının ve yaşam planlarının durdurulmasına gerekçe olabilir mi? Saldırıyı gerçekleştiren kişinin uyruğu tüm bir toplumu hedef almayı meşrulaştırır mı?

Alınan karar yalnızca yeni vize başvurularını değil Amerika’da yaşayan çalışan ve ailesiyle düzenli bir hayat kurmuş binlerce Afgan kökenli insanı da doğrudan etkiliyor. Vizelerin dondurulması oturumların yenilenememesi aile birleşimi süreçlerinin askıya alınması ve sığınmacı dosyalarının belirsizliğe itilmesi bir toplumsal paniğe dönüşmüş durumda. Toplu cezalandırma anlayışı güvenliği artırmak yerine hukuka olan güveni zedeler. Ayrımcılığı büyütür toplumsal fay hatlarını daha da keskinleştirir. Bu nedenle göç politikalarında bireysel suç ile toplu sorumluluk arasındaki ince çizginin korunması hayati önem taşır.

Trump yönetiminin yaklaşımı uzun süredir güvenlik


Trump’ın Siyasi Ajandası

Değerli Dostlar,

Kasım ayı Başkan Donald Trump’ın siyasi ajandasının yeniden ivme kazandığı ve kamuoyunda güçlü bir destek dalgası yarattığı bir dönem olarak öne çıktı. Özellikle ekonomi, sınır güvenliği ve federal yönetim üzerindeki kontrol mekanizmaları açısından atılan adımlar, Trump’ın etkisini pekiştirirken geniş seçmen kitlesi tarafından da olumlu karşılandı.

Ekonomide bütçe disiplini vurgusu Kasım ayının en dikkat çeken başlıklarından biri oldu. Harcama baskısının arttığı bir dönemde Trump, federal bütçede gereksiz gördüğü kalemlerin kısılmasını ve kaynakların daha verimli kullanılmasını savunarak mali muhafazakarlık beklentilerini karşıladı. Bu yaklaşım, ekonomik belirsizlik yaşayan seçmenlere güçlü bir liderlik mesajı verdi.

Sınır güvenliği ise Kasım ayının en belirgin konusu olarak öne çıktı. Başkan Trump, yasa dışı göçü azaltmaya yönelik sert tedbirlerin arkasında durarak hem güvenlik birimlerine hem de sınır bölgelerinde yaşayan topluluklara destek verdiğini gösterdi. Bu politika, sınır güvenlik risklerinin arttığı bir dönemde kamuoyunda geniş yankı buldu ve Trump’ın güvenliği önceleyen lider imajını toplum nezdinde daha da güçlendirdi. Ayrıca federal kurumlarda reform ve hesap verebilirlik talebi Kasım ayında yeniden gündeme taşındı. Başkan Trump, bürokrasideki verimsizliği azaltma ve devlet yönetimini daha etkin hale getirme hedefini güçlü şekilde vurguladı. Bu söylem, özellikle küçük hükümet ve güçlü yürütme isteyen seçmen grupları tarafından olumlu karşılandı.

Sonuç olarak Kasım ayı, Trump için yalnızca


Başkan Trump Dünyaya Liderliğini Bir Kez Daha Hatırlattı!

Değerli Dostlar,

Son haftalarda dünya sahnesinde dikkatle izlenen bir tablo var, Donald J. Trump bugün yalnızca Amerika’nın değil küresel siyasetin de yeniden merkezinde. Trump artık sahada aktif, güçlü ve etkisini sınırların ötesine taşımış bir dünya lideri olarak karşımızda.

Gerçekleştirdiği yurt dışı ziyaretlerinde gördüğümüz tablo bunu fazlasıyla kanıtlıyor. Gittiği her ülkede devlet liderleri tarafından özel protokollerle karşılanan bir Trump var. Japonya ziyareti sırasında yeni Başbakan Sanae Takaichi tarafından devlet töreniyle ağırlandı, iki ülke arasında stratejik ticaret ve enerji anlaşmaları imzalandı, Japonya dev yatırımlar için Amerika’ya yöneldi. Hemen ardından Güney Kore ile gemi inşası ve savunma sanayii ortaklığı gündeme geldi. Bu tablo uluslararası diplomaside gücün, saygının ve liderliğin açık göstergesidir.

Trump döneminde Beyaz Saray artık sadece Washington’daki bir bina değil dünya liderlerinin buluşma merkezi haline geldi. Haftada en az üç cumhurbaşkanını ağırlayan bir Amerika yönetimi var. Bugüne kadar hiçbir Amerikan başkanı bu yoğunlukta uluslararası lider görüşmesi gerçekleştirmedi. Bu durum sadece diplomatik bir rekor değil, Amerika’nın küresel prestijinin yeniden inşasının da sembolüdür.

Trump uluslararası arenada önce Amerika derken aslında Amerika yeniden masada


Trump Devleti Kapattı mı Yoksa Sistemi Test Mi Ediyor?

Değerli Dostlar,

Amerikan siyasetinde her kriz aslında bir strateji sınavıdır. Başkan Donald Trump ikinci döneminin daha ilk yılında federal hükümetin kapanmasına giden süreçte bir kez daha siyaseti sahneye çevirdi.

Neden Böyle Aksiyon alındı?

Kongre bütçe tasarısını onaylamadı. Kurumlar kepenk indirdi. Medya devlet kapandı manşetleriyle çalkalanıyır hem Amerika hemde Türkiye’de Ama Trump bu tabloyu bir zafiyet değil bir oyunu kendi bozup kuruyor.Yine son gülen kim olacak sizce?

Trump için devletin kapanması bir kriz değil bir kaldıraç. Kongre’nin bütçe üzerindeki denetimini sınırlı göstermek. Başkanlık otoritesini tek karar verici merci olarak yeniden hatırlatmak. Aslında tüm bu süreç onun uzun süredir uyguladığı krizden güç doğuran liderlik modelinin devamı. Trump kapanma sürecinde dikkatleri hemen en sembolik alana yöneltti. Askerler: Kapanma olsa bile askerler maaşlarını alacak açıklaması sadece ekonomik değil duygusal ve politik bir mesajdı. Amerikan halkına ben devlet mekanizmasının değil milletin yanındayım diyordu. Bu klasik bir Trump hamlesidir. Kurumsal düzenin karşısına halk desteğini koymak. Medya ne kadar eleştirse de taban nezdinde bu duruş liderlik olarak algılanıyor.

Amerika’da kongre ile bilek güreşi. Kapanma süreci Washington’daki güç savaşının en görünür yüzü. Trump bütçeyi onaylamayan Demokratları ülkeyi rehin almakla suçluyor. Ama perde arkasında yaptığı şey Kongre’yi test etmek. Hangi senatör hangi çizgide duruyor. Kim parti disiplini dışına


Amerika’dan Türkiye’ye Uzanan Enerji Hamlesi, Türkiye Neden GAZ aldı?

Değerli Dostlar,

Amerika’nın güney eyaletlerinde başta Teksas gibi bölgelerde birçok sıvılaştırılmış doğal gaz terminali bulunuyor. Bu terminaller üzerinden Amerika adeta dünyaya enerji ve eğlence ihraç ediyor.

Peki Amerika bu doğal gazı nereden sağlıyor? Aslında kendi içinden. Özellikle kuzey bölgelerinden ve Kanada sınırına yakın alanlardan çıkan kaya gazı boru hatlarıyla güneye yani bu terminallerine taşınıyor ve oradan ihraç ediliyor. Fiyat meselesine gelirsek, Amerika’daki doğal gaz Avrupa’ya göre bir miktar daha ucuz. Ancak nakliye masrafı bindiğinde neredeyse eşitleniyor. Avrupa’da fiyat belirleme noktası olarak Hollanda’daki Transfer Facility borsası kullanılıyor.

Biz neden Amerika’dan almayı tercih ettik? Bunun çok önemli bir sebebi var. Dünyanın önde gelen enerji devlerinden biri ABD’de büyük bir terminali yatırımı için Final Investment Decision yani nihai yatırım kararı aşamasına gelmişti. Bu karar için talep oluşması gerekiyordu. Türkiye de bu lansman öncesi fırsatı değerlendirdi ve uygun fiyatlarla 20 yıllık bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşma sayesinde 4 milyar metreküplük doğal gaz daha uygun şartlarla Türkiye’ye geliyor. Ama mesele sadece Türkiye’nin ihtiyacını karşılamak değil. Bu gazın önemli bir kısmı Avrupa’ya ve dünya piyasalarına yeniden satılabilecek. BOTAŞ böylece bölgesel bir enerji ticaret merkezi olma yolunda ilerliyor. Hatta sistem öyle çalışacak ki gemiler yoldayken bile alıcı ülke değişebilecek. Mesela Kore isterse Kore’ye, Almanya isterse


Liderin Adımları MAGA

Değerli Dostlar,


Trump İçin Önce Amerika

Değerli Dostlar,

 Amerikan siyaseti hep inişli çıkışlı oldu ama Donald Trump, bu iniş çıkışları kendi lehine çevirmeyi bilen bir lider. Bugünlerde anketler farklı şeyler söylüyor, kimisi desteğinin düştüğünü iddia ediyor, kimisi hala güçlü bir tabanı olduğuna dikkat çekiyor. Ama biz burada, Amerika’daki Türk toplumu olarak da görüyoruz ki, Trump hala ciddi bir karşılığı olan bir lider.

 Göçmen politikaları üzerinden Trump’a yüklenen çok. Trump, Amerika’ya düzen getirmek için ne gerekiyorsa yapıyor. Bizler de burada yaşayan Türkler olarak, güvenli bir ülkede yaşamanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Sınırların korunması, yasaların uygulanması, bu ülkenin daha huzurlu olmasını sağlıyor. Biz ekmeğimizi kazanmak, çocuklarımızı okutmak için buradayız. Düzenin sağlanması hepimizin işine geliyor.

 Ekonomide pahalılığın can sıktığı bir gerçek. Market fiyatları, benzin, kiralar, sağlık masrafları yükseldi. Ancak Trump döneminde işsizlik oranları düştü, yatırımlar arttı ve birçok Türk girişimci bu ortamdan faydalandı. Özellikle ticaretle uğraşan, restoran, market, lojistik veya inşaat sektöründe çalışan birçok hemşehrimiz, Trump’ın politikaları sayesinde işlerini büyüttü. Bu, sadece rakamlara yansıyan bir başarı değil, bizim günlük hayatımızda da


Diasporanın Yol Haritası

Değerli Dostlar,

Güney Kafkasya’nın Yeni Eşiği,  Türkiye–Azerbaycan Dengesi, Washington’un Okuması ve Diasporanın Yol Haritası

Son Erdoğan–Aliyev görüşmesi, Ankara–Bakü hattındaki stratejik eşgüdümü tazeledi. Bu tablo, Washington’da “bölgesel istikrar ve ekonomik entegrasyon” başlıklarını yeniden öne çıkarırken, Türk-Amerikan toplumu için de yeni bir fırsat penceresi açıyor. Siyaset-üstü, kurumsal bir akıl, bugün her zamankinden değerli.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki, sadece “iki devlet, tek millet” sloganından ibaret değil. Enerji, lojistik, savunma, ticaret ve kamu diplomasisine uzanan geniş bir koordinasyon haritası var. Son liderler buluşması, bu koordinasyonun istikrar ve öngörülebilirlik mesajını yineledi. Ankara–Bakü hattının güven veren bu dili, Kafkasya’daki normalleşme kanallarını beslerken, Türkiye’nin bölgesel düzen kurucu rolüne de tutarlı bir çerçeve sunuyor.

Bu çerçeve, Washington’da da “ekonomik bağlar barışı güçlendirir” yaklaşımıyla okunuyor. Ulaştırma koridorları, enerji hatları ve ticaret kapasiteleri masadayken, diplomasi ile piyasanın dili aynı yönde akıyor. ABD’de dış politika tartışmaları dönem dönem lider isimler etrafında şekillense de, kurumsal süreklilik belirleyici olmaya devam ediyor. Türkiye’nin Kafkasya’daki yapıcı rolü, enerji güvenliği, tedarik zincirleri ve bölgesel istikrar başlıklarıyla birlikte değerlendiriliyor. Bu nedenle Türk-Amerikan ilişkilerinde en kalıcı sonuçları, kişilere indirgenmeyen, kurumlar arası işleyen başlıklar üretiyor.

Bu noktada köprü rolünde olan diaspora, gündemi partiler-üstü bir yerden okumalı. Hangi yönetim olursa


Başkan Trump Büyük Oyun?

Son haftalarda Başkan Donald J. Trump’ın söylemleri bir kez daha gündemin merkezine oturdu. Gerek iç siyasetteki çıkışları gerekse dış politikaya dair yorumları, bir kesim tarafından sert şekilde eleştirilirken aslında bu çıkışların temelinde yatan şeyin Amerikan çıkarlarını önceleyen bir strateji olduğu açıkça görülüyor.

Başkan Trump konuşuyor çünkü susan liderler statükoyu korur Başkan ise Amerika’yı yeniden inşa etmek isteyen bir isim. Bugün onun sözlerini sert veya aykırı bulanlar çoğu zaman Amerikan halkının gerçek sorunlarını görmezden gelen elit çevrelerden oluşuyor. Trump ise doğrudan halkın sesine kulak veriyor. Mesela göçmen politikalarına dair açıklamaları. Bunları detaylı bir sınır güvenliği tartışması değil aynı zamanda iç güvenlik ekonomik denge ve sosyal uyumun sağlanması adına verilen mücadelenin parçasıdır. Başkan Trump bu noktada devletin değil halkın yanında yer alıyor.

Yine dış politikada NATO’ya dair yaptığı son çıkışlar popülist gibi görünse de aslında yıllardır taşınan ekonomik yükün ve dengesizliğin Amerikan vergi mükellefine olan etkisine işaret ediyor. Başkan Trump, önce Amerika derken yalnızca bir sloganı değil bir ulusal çıkarını savunuyor.

Ekonomiye dair açıklamalarına gelince. Enflasyon faiz oranları ve vergi politikaları üzerinden yapılan eleştiriler Trump’ın değil Biden


Ekonomi ve Trump

Değerli dostlar;


“12 Günlük Savaş”ı Bitiren Lider Donald J. Trump

İran ile İsrail arasında patlak veren son çatışma, dünyayı yeni bir savaşa sürükleme tehlikesi taşırken, devreye ABD Başkanı Donald Trump girdi. Birçok kişinin tahmin edemeyeceği bir hızda kararlar aldı ve sadece 12 gün süren bir askeri sürecin sonunda taraflar arasında ateşkes sağlandı. Bu gelişme, Trump’ın dış politikadaki etkili müdahalesi olarak tarihe geçti.

ABD istihbaratı ve bazı yetkililer, İran’a yönelik askeri operasyonlara karşı çıkıyordu. Bu gruplar, Amerikan sisteminde genellikle “derin devlet” olarak adlandırılır. Ancak Trump, onların itirazlarına rağmen İran’daki nükleer tesislere doğrudan hava saldırısı emri verdi.

Trump, kararında netti. Ya İran geri adım atacak ya da daha büyük bir çatışma başlayacaktı. Bu kararlılıkla yürütülen operasyon, İran’ın nükleer altyapısına ciddi zarar verdi.

Operasyonun zamanlaması oldukça hızlıydı: İlk gün Fordow ve Natanz tesislerine hava saldırısı yapıldı. İki gün sonra Katar üzerinden İran’a mesaj gönderildi: “Ateşkes için masaya oturun, yoksa saldırılar devam eder.” 12. gün sonunda ise İsrail ve İran, Katar’ın arabuluculuğunda Doha’da ateşkes protokolü imzaladı.

Trump’ın taktiği, kısa sürede güçlü bir askeri baskı kurmak ve ardından diplomasiyle çözüm üretmekti. İran’ın nükleer çalışmaları aylarca geriye itildi. Trump, bu başarıyı seçim kampanyasında güçlü bir koz olarak kullandı. ABD-İran arasındaki yeni müzakerelerin kapısı açıldı.

Trump’ın bu


Trump ile Musk Düellosu 

Değerli Türkses okurları,
Amerikan kamuoyu ve Türk medyasında son günlerde yer alan Başkan Donald J. Trump ile teknoloji milyarderi Elon Musk arasındaki söz düellosuna tanıklık etti. Kimi medya organları bu gerilimi bir güç savaşı olarak yorumlarken olayın derinine inildiğinde aslında çok daha stratejik bir çekişme olduğu görülüyor. Herkesin unuttuğu Başkan Trump cephesinden bakıldığında ise bu atışma yalnızca bireysel bir çatışma değil değerler duruş ve millet odaklı politika ile küresel çıkar oyunları arasındaki farkı gözler önüne seren bir tablo.
Peki bu tartışmanın Türkiye’ye nasıl bir yansıması olur?


ABD ekonomisi yeniden toparlanma yolunda ilerliyor

Amerika Birleşik Devletleri son yıllarda ekonomik dalgalanmaların sıkça yaşandığı bir dönemden geçti. Ancak bu süreçte bazı dikkat çekici toparlanma sinyalleri de görüldü. Bu sinyallerin önemli bir bölümü, Başkan Donald J. Trump’ın uyguladığı ekonomi politikalarıyla doğrudan ilişkilendiriliyor.
Trump’ın ikinci dönemine ekonomik toparlanma hedefiyle başlaması, piyasalarda güven tazelenmesini beraberinde getirdi. İlk etapta vergi reformları ve orta sınıf ile küçük işletmelere yönelik indirimler, tüketici harcamalarını ve yatırım eğilimlerini hızlandırdı. Amerikan sanayisinde üretimin yeniden artışa geçtiği, istihdam oranlarının olumlu yönde seyrettiği bir dönem yaşandı.
Enerji politikalarında ise yerli kaynaklara yönelim belirgin bir tercih oldu. Enerji fiyatlarının düşmesiyle birlikte tüketici üzerindeki baskı azaldı ve enflasyonla mücadelede önemli mesafeler alındı. Bu yaklaşım, ABD’nin enerji bağımsızlığına vurgu yapan bir döneme işaret etti.
Dış ticaret politikalarında “Önce Amerika” söylemi öne çıktı. Trump yönetimi, bazı ticaret anlaşmalarını yeniden müzakere ederken, özellikle Çin ile yürütülen görüşmelerde daha korumacı bir tutum sergiledi. Bu tutumun bazı sektörlerde koruma sağladığı, ancak uzun vadeli etkilerinin tartışmalı olduğu da bir gerçek.
Son olarak Orta Doğu ülkeleriyle imzalanan kapsamlı ticaret ve savunma anlaşmaları, ABD'nin dış politika ile ekonomik çıkarlarını harmanladığı bir hamle olarak kayıtlara geçti. Savunma, enerji, dijital altyapı gibi birçok alanda milyarlarca dolarlık yatırım ve iş birliğini kapsayan bu anlaşmalar, ekonomideki toparlanmayı destekleyecek nitelikte.
Elbette tüm bu adımların kalıcı etkileri zamanla daha net görülecek. Ancak bir gerçek var ki; ekonomik iyileşme yalnızca rakamlarla değil, aynı zamanda güven ortamıyla sağlanır. Trump’ın uygulamaları bazı kesimler tarafından eleştirilse de, yatırımcı güveni ve piyasa refleksleri açısından etkili olduğu görülüyor.
Bugün ABD ekonomisi yeniden toparlanma yolunda ilerliyor. Bu süreci anlamak için bireysel siyasal beğenilerden bağımsız olarak, uygulanan politikaların sonuçlarına odaklanmak gerekiyor. Çünkü ekonomik refah, sadece liderlerin değil, aynı zamanda doğru politikaların da eseridir.


Türkiye ve ABD, Stratejik Ortaklıktan Küresel İş Birliğine

Dünya, stratejik iş birliklerinin kaçınılmaz hale geldiği yeni bir döneme giriyor. Bu süreçte en dikkat çekici gelişmelerden biri, ABD’nin 45. Başkanı Sn. Donald J. Trump ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yeniden kurulan yakın ve samimi diyaloğun işaretleridir.