.
Değerli Dostlar,
Trump yönetimi döneminde Orta Doğu dosyalarının nasıl ele alındığını yakından takip eden biri olarak son günlerde hem Suriye başlığı hem Gazze süreci hem de Türk Amerikan ilişkileri üzerine yapılan yorumların büyük bölümünün eksik ve yönlendirilmiş olduğunu görüyorum. Bu nedenle tabloyu sahadaki gerçekler ve resmi temaslar üzerinden net şekilde ortaya koymak gerekiyor.
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek gerekir. Trump yönetimi Orta Doğu politikalarında ideolojik değil sonuç odaklı bir yaklaşım benimsedi. Suriye meselesinde temel hedef terörle mücadele bölgesel istikrar ve Amerikan askerinin gereksiz yere sahada tutulmamasıydı. Bu yaklaşım Türkiye ile doğrudan örtüşen bir çizgiydi. Türkiye Suriye konusunda başından beri sınır güvenliğini terör tehdidini ve insani yükü gündemde tuttu. Trump yönetimi bu gerçekleri görmezden gelmedi. Aksine Ankara ile doğrudan temas kurarak sahadaki dengeleri birlikte okumayı tercih etti. Bu durum iki ülke arasındaki güven ilişkisinin temel taşlarından biri oldu.
Gazze meselesinde de benzer bir tablo vardır. Son imzalanan süreçte Türkiye adına Sayın Dışişleri Bakanımız Hakan Fidanın masada bulunması tesadüf değildir. Türkiye bölgesel diplomaside oyun kurucu bir aktör olarak kabul edilmektedir. Trump yönetimi bu gerçeği yok sayan değil dikkate alan bir çizgide hareket etmiştir. Burada altını çizmek gerekir. Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkiler kişisel diplomasi ve doğrudan temas kanalları sayesinde en zor dosyalarda bile kopmamıştır. Trump döneminde liderler arası iletişim hızlı net ve sonuç alıcı olmuştur. Bürokratik gecikmeler yerine doğrudan çözüm üretilmiştir. Sosyal medyada ve bazı çevrelerde Türk Amerikan ilişkileri kötüye gidiyor söylemi bilinçli olarak pompalanmaktadır. Oysa sahadaki gerçek bunun tam tersidir. Savunma güvenlik enerji ve diplomasi alanlarında temaslar devam etmektedir. Trump yönetimi Türkiyeyi bölgesel bir müttefik olarak görmektedir. Türkiye de Amerika ile ilişkilerinde dengeyi çıkarlarını ve karşılıklı saygıyı esas almaktadır. Bu ilişki biçimi geçici değil stratejiktir. Suriye dosyasında Türkiye olmadan çözüm üretilemeyeceği artık açık bir gerçektir. Gazze sürecinde de Türkiye masadaysa bu uluslararası toplumun kabul ettiği bir ağırlığın göstergesidir. Sayın Fidanın orada bulunması Türkiyeye duyulan güvenin açık bir yansımasıdır.
Buradan ICE tartışmalarına geçmek istiyorum. Trump medya tarafında çalışan ve süreci yakından takip eden biri olarak özellikle YouTube ve sosyal medya mecralarında ICE polisleriyle ilgili ciddi yanlış yönlendirmeler yapıldığını görüyorum. Bu nedenle kamuoyunu doğru bilgilendirmek adına bu notu düşmek zorunlu hale gelmiştir. Öncelikle altını net şekilde çizmek gerekir. Son bir ay içinde ABD Kongresi tarafından ICE polislerinin yetkilerini genişleten ya da daraltan yeni bir federal yasa çıkarılmamıştır. Bu açık ve resmi bir gerçektir. Kongreden geçen her düzenleme kamuoyuna açık şekilde ilan edilir. Böyle bir düzenleme yoktur. Sosyal medyada sıkça dile getirilen ICE artık istediği eve girebilir iddiası doğru değildir. ABD Anayasasının dördüncü maddesi açıktır. Yargıç onayı olmadan hiçbir kolluk kuvveti konut dokunulmazlığını ihlal edemez. ICE dahil hiçbir federal birim bu sınırların üzerinde değildir.
Son dönemde gündeme gelen başlık bir yasa değişikliği değil kurum içi uygulama tartışmasıdır. ICE bünyesinde bazı idari yazışmaların sızdırıldığı görülmüştür. Bu belgeler bazı çevrelerce yeni yasa gibi sunulmaktadır. Oysa idari metinler bağlayıcı hukuk normu değildir. Mahkeme kararı yerine geçmez. Anayasayı aşamaz. Herkesin bunu bilmesi gerekir. Sosyal medyada oluşan bilgi kirliliğinden uzak durulmalıdır. Bir diğer yanlış anlatım hassas alanlar konusundadır. Okullar hastaneler ibadethaneler ve adliyelerle ilgili önceki uygulamada bulunan idari sınırlamalar esnetilmiştir. Ancak bu durum ICEin sınırsız yetki kazandığı anlamına gelmez. Her operasyon yine hukuk çerçevesinde yürütülmek zorundadır.
Özellikle altını çizmek isterim. ICE polisi keyfi tutuklama yapmamaktadır. Sahada gerçekleştirilen operasyonlar daha önce tespiti yapılmış kesinleşmiş şekilde kaçak statüsünde bulunan ve hakkında işlem dosyası olan kişilerle ilgilidir. Bu kişiler çoğu zaman suç kaydı bulunan ya da haklarında sınır dışı kararı kesinleşmiş bireylerdir. Sokaktan rastgele insan toplanması gibi bir uygulama yoktur. Bu yöndeki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.
Bununla birlikte son dönemde ICE polislerinin yetkisi dahilinde market kafe iş yeri ve toplu alanlarda kişileri durdurma ve sorgulama yapmasının önü açılmıştır. Özellikle Meksika üzerinden yasa dışı yollarla giriş yapmış ve kaçak duruma düşmüş kişiler bu kapsamda doğrudan işlem görmektedir. Buna karşılık yasal yollardan vize ile giriş yapmış kişiler gözaltına alınsa dahi çoğu durumda mahkeme sürecine sevk edilmekte ve kefaletle serbest bırakılmaktadır. Bu noktada herkesin bilmesi gereken çok net bir husus vardır. Amerika Birleşik Devletlerinde kimlik kontrolü sırasında yanınızda ehliyet ya da pasaport gibi resmi kimlik yerine geçen bir belge yoksa tutuklama işlemi yapılabilir. Kimlik yerine geçen bir belge olmadan yapılan sorgulamalar kişiyi doğrudan gözaltı sürecine götürebilir. Bu bir keyfiyet değil mevcut hukuki uygulamadır. Özellikle altı çizilmesi gereken şudur. ICE polislerinin yetkileri sosyal medyada anlatıldığı gibi keyfi şekilde genişletilmemiştir. Yeni çıkan gizli bir yasa yoktur. Evlere yargıç kararı olmadan girilmesi yasal değildir. Kurum içi yazışmalar yasa değildir.
Kamuoyunun özellikle göçmen topluluklarının yanlış bilgiyle korkutulmasını doğru bulmuyorum. Bilgi kirliliği üzerinden yapılan yayınlar hem hukuka hem toplumsal huzura zarar verir. Resmi bilgi nettir. Mevcut hukuk düzeni geçerliliğini korumaktadır.