. Washington–Ankara Hattında Yeni Perde: Orta Doğu’nun Sert Rüzgârı, Türkiye’nin Stratejik Ağırlığı - Melih Göğebakan 

Washington–Ankara Hattında Yeni Perde: Orta Doğu’nun Sert Rüzgârı, Türkiye’nin Stratejik Ağırlığı


  • Oluşturulma Tarihi : 16.01.2026 11:37
  • Güncelleme Tarihi : 16.01.2026 11:37

Değerli Dostlar,

Orta Doğu’da gündem artık “bir kriz bitti” diye kapanmıyor; onun dosyasının diğerini tetikleyerek büyümesi. Gazze’nin konuştuğunu Lübnan ve Suriye’ye bakmadan adım atmıyor; İran’daki voltaj artarken Körfez’in dengesi, enerji yolları, yaptırımlar ve güvenlik kuralları aynı anda görsel olarak geliyor. Böyle bir tabloda Türkiye’nin ağırlığı yalnızca coğrafyadan değil; Sahada birden fazla hattı aynı anda yönetebilen ve farklı aktörlerle konuşabilen bir kapasiteden çıkacak.

Bu atmosferde Washington-Ankara hattındaki hareketlilik dikkat çekiyor. Donald Trump’ın başkanlığıyla birlikte, Türkiye-ABD ilişkilerinde alışıldık bürokratik dilin yerine daha “sonuç odaklı” ve pazarlıkçı bir yaklaşımın öne çıktığı görülüyor. Beyaz Saray’ın yeni dönem çerçevelerine ilişkin resmî anlatısı da, dış politika ve güvenlik ilkelerinin sert bir pratiklikle ele alındığını açık biçimde yansıtıyor.

İlişkilerin en sıcak modülü yine savunma birimleri arasında dönüyor. F-35/F-16 tartışmaları, yaptırımlar ve bölgesel rol paylaşımı artık birbirinden bağımsız yürüyen müzakereler değil; tek bir “paketin” farklı parçaları gibi ele alınıyor. Reuters’ın Eylül 2025’te yayımladığı, Trump’ın Türkiye’nin özellikle Rusya’dan enerji alımı gibi değiştirilebilen baskı altında saklanmasını isterken, aynı anda yaptırımların gevşetilmesi veya bazı savunma kaynaklarının yeniden konuşulması gibi “kapı aralıkları” oluşturuluyordu. Erdoğan tarafının da zaman zaman “yeniden programa dönüş” gibi skandallar gündeme geldiği belirtiliyor. Bu tarihin yıllardır NATO dengesiyle, Rusya’yla ilişkileriyle ve bölgesel güvenlik mimarisiyle iç genişliğini Kongre Araştırma Servisi’nin Türkiye dosyasında geniş bir şekilde ortaya çıktığı ortaya çıkıyor.

Gazze ise tüm bu iletişimlerin ortasında hem insani hem de jeopolitik ağırlığı yüksek bir başka alan. “Yeniden inşa” açıklaması önemli ama eksiksiz bir şekilde olan savaş sonrası güvenlik düzeni ve sahada kimin nasıl rol alacağı. Washington’daki bazı analizlerde, Trump yönetiminin Gazze’de ateşkes ve istikrar güvenlerinde Türkiye’ye, Mısır ve Katar gibi aktörlerle beraber, belirli bir alan açılabileceği tartışılıyor. Türkiye’nin burada avantajı, bölge toplumlarıyla iletişim kurabilen, sahayı bilen ve seçenekleri çalıştırabilen bir aktör olması. Risk ise açık: İsrail’le gerilimin yükseldiği dönemlerde “rol” tartışması kolayca “kriz” tartışmasına dönüşebiliyor ve bu da ücretsiz genel iklimini iklimlendiriyor.

İran’ın hükümdarlığında, Orta Doğu’daki olası ihtimalin büyüyeceği bir başka cephe. Ocak 2026 tarihinde İran’daki gerilimlere ilişkin yapılan açıklamalarda, bölgesel kırılganlığın arttığı görülüyor. Reuters, Türkiye’nin dış müdahaleye karşı uyarı yaptığını ve bunun bölgesel istikrarsızlığı büyütebileceği mesajını öne sürdü. Aynı gün Reuters yine, İran’a karşı askeri seçenekler tartışılırken Trump yönetimi, bazı isimlerin- özellikle Başkan Yardımcısı JD Vance’in - diplomasiye parlaklık görünümünün savunulduğunu yazdı. Bu iki çizgi yan yana geldiğinde tablo netleşiyor: Washington “baskı–diplomasi–askeri seçeneği” üçgeninde sert bir denge aralığı, Ankara “krizi büyütmeyen” bir konumla bölgesel yayılacak şok dalgalarını kısıtlamaya çalışıyor.

Suriye dosyası ise iki ülke ilişkilerinin bitmeyen sınavı olmaya devam ediyor. Güvenlik kaygıları, sahadaki ortaklıklar ve ayrılanlar yıllardır aynı masada duruyor. Reuters’ın Trump-Erdoğan temaslarıyla ilgili haberler, bazı alanlarda yakınlaşma arayışında olduğu; Bazı bölgelerde yırtılmanın sürdüğünü aktarıyor.

Tüm bu bağlantılar bir araya geldiğinde görülen şu: Trump–Erdoğan hattında kişisel iletişim ve hızlı karar vurgusu zaman zaman ilişkileri hareketlendirebiliyor; ama Orta Doğu gibi çok katmanlı bir sahada kalıcı sonuç, tek bir sıcak görüşmeden değil, ailenin taşıyacağı net bir çerçeveden çıkıyor. Bu nedenle Washington-Ankara’da “yeni perde”nin başarısı; Savunma ve yaptırım dosyalarında ölçülebilir bir ilerleme, Gazze’de sağlıklı bir rol tanımı ve İran ile Suriye gibi bölgelerdeki krizleri büyütmeyen ama çıkarları da destekleyen dengeli bir siyaset üretilebilmesine bağlı.

Orta Doğu’da rüzgâr sertleşiyor. Böyle zamanlarda “kimin daha yüksek konuştuğu” değil; kimin daha doğru dengeyi kurabildiği. Türkiye’nin ağırlığı da tam burada anlam kazanıyor.

Washington–Ankara Hattında Yeni Perde: Orta Doğu’nun Sert Rüzgârı, Türkiye’nin Stratejik Ağırlığı
Melih Göğebakan 
Yazarımız Kim ?

Melih Göğebakan