.
Değerli Okuyucular,
Amerika’da yaşayan Türkler olarak artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir. Bu ülkede yalnızca yaşayan bir topluluk muyuz, yoksa söz söyleyen, karar mekanizmalarında yer alan bir güç müyüz?
Bugün Amerika’da milyonlarca nüfusa sahip pek çok etnik ve dini topluluk, siyasal sistem içinde doğrudan temsil edilirken Türk toplumu “iyi organize olmuş ama yeterince temsil edilmeyen” gruplar arasında gösterilmektedir. Oysa bu tablo değişmek zorundadır ve bu değişim, Amerikan Kongresi’nde bir Türk temsilci görmekle başlayacaktır.
Neden bir Türk kongre üyesi? Çünkü Amerikan sistemi nettir, haklarınız, talepleriniz ve itirazlarınız sizi temsil eden bir seçilmiş varsa ciddiye alınır. Türk toplumuna yönelik ayrımcılık iddiaları, asılsız tarihi ve siyasi suçlamalar, eğitim, vize, göçmenlik ve iş dünyasında karşılaşılan yapısal sorunlar, Türkiye–ABD ilişkilerinde tek taraflı anlatılar. Tüm bu başlıklarda bugün başkalarının bizim adımıza konuştuğu bir düzende yaşıyoruz. Oysa bizim adımıza, bizim dilimizle, bizim gerçeklerimizle konuşacak bir temsilciye ihtiyacımız var.
Bir Türk Kongre üyesi demek, Türk toplumunun sorunlarının resmi kayıtlara girmesi, Türk STK’larının muhatap bulması, gençlerimizin siyaset ve kamu hizmetine yönelmesi, Türkiye ile ilgili karar süreçlerinde tek taraflı lobilerin dengelenmesi ve kriz anlarında sessiz kalınmaması demektir. Bu sadece sembolik bir kazanım değildir. Bu, kurumsal ve kalıcı bir güç olur.
Türkler Neden Bu Konuda Birleşmeli? Bu mesele partiler üstüdür. İdeolojiler üstüdür. Kişiler üstüdür. Demokrat olabiliriz, Cumhuriyetçi olabiliriz, bağımsız olabiliriz. Muhafazakar, liberal ya da merkezde durabiliriz. Ancak hepimizin cevaplaması gereken tek soru. Bu ülkede Türk olarak daha güçlü olmak istiyor muyuz? Eğer cevabımız “evet” ise, o zaman temsil meselesinin iç siyasi tartışmaların ötesinde ortak bir menfaat olduğunu kabul etmeliyiz. Peki nasıl birlik olacağız? Bir adayın etnik kimliği değil, topluma bakışı esas alınmalıdır. Türk toplumunu kapsayıcı bir dil kullanmalı, diyaloğa açık olmalı ve STK’larla temas kurmaya istekli olmalıdır. Gençlere ve kadınlara alan açmalı, Türkiye kökenli Amerikalıları bir yük değil, bir katkı olarak görmelidir.
Bu kriterleri karşılayan bir aday etrafında tek ses olmak zorundayız. Koşulsuz destek mi? Burada net bir çizgi çizmek gerekir. Evet, partisine bakmaksızın destek vermeliyiz. Ama toplumsal sorumluluk şartıyla. Destek kör bir biat değildir. Destek; diyalog, takip ve karşılıklı sorumluluk demektir. Türk toplumunu yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan bir yaklaşım elbette sorgulanmalıdır. Ancak doğru aday bulunduğunda iç çekişmeleri bir kenara bırakıp arkasında durmak gerekir.
Amerikan siyaseti yalnızca idealist söylemlerle yürümez. Kampanyalar ciddi bütçeler gerektirir. Gönüllülük önemlidir, fakat tek başına yeterli değildir. Bağış yapan, organize olan topluluklar muhatap alınır. Küçük bağışlar, düzenli katkılar ve kampanya etkinlikleri yalnızca maddi destek değil, aynı zamanda ciddiyet göstergesidir. “Bu adayın arkasındayız” demenin en güçlü yolu organize ve somut destek vermektir.
Bu mesele bir kişinin siyasete girmesi meselesi değildir. Bu mesele, Türk toplumunun Amerika’daki konumunu nasıl şekillendireceği meselesidir. Bugün adım atmazsak, yarın başkalarının bizim adımıza karar vermesinden şikayet etmeye hakkımız olmaz. Doğru aday, doğru dil ve ortak akılla Amerika’da Türklerin sesi Kongre’ye taşınabilir.
Yeter ki önce birbirimize, sonra geleceğimize inanalım.
Saygı ve sevgiyle.