.
Merhaba Sevgili Türk Amerikalılar ve TÜRKSES’in Değerli Okuyucuları,
Zaman zaman şu soruyla karşılaşıyoruz:
Federasyonlar, dernekler gerçekten ne işe yarıyor?
Bu soruyu soranlara kızmak yerine, belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor,
Federasyon ve dernekler yaptıkları işleri ne kadar görünür kılabiliyoruz?
Çünkü gerçek şu ki, bazı şeyler ancak yokluğunda fark edilir.
Bugün Türk Amerikan toplumuna baktığımızda; kültürel etkinliklerden gençlik programlarına, milli bayram kutlamalarından eğitim faaliyetlerine kadar uzanan geniş bir alan görüyoruz. Bu alanın önemli bir kısmında ise görünmeyen ama sürekli çalışan bir yapı var: Sivil Toplum Kuruluşları (STK).
Özellikle Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu gibi köklü kuruluşlar, yalnızca etkinlik düzenleyen bir yapı değil; aynı zamanda bir kimlik taşıyıcısı, bir köprü ve bir dayanışma merkezidir.
Burada yetişen çocuklarımız için düzenlenen kültürel programlar, gençler için organize edilen eğitim ve sosyal faaliyetler, toplumun bir araya geldiği etkinlikler… Üstelik bunların büyük bir kısmı hiçbir maddi beklenti olmadan, gönüllülük esasıyla ve çoğu zaman ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor.
Peki bu kolay mı?
Elbette değil.
Bu, zaman demek.
Bu, emek demek.
Bu, çoğu zaman görünmeyen bir fedakârlık demek.
Ama belki de en önemlisi, bu bir inanç meselesi.
Toplumuna inanmak, kültürüne sahip çıkmak ve gelecek nesillere bir şey bırakma sorumluluğu hissetmek…
Tam da bu noktada, sıkça karşılaştığımız bir başka durumdan bahsetmek gerekiyor.
Toplumumuzda zaman zaman sürekli eleştiren, yapılan her işe bir eksik bulan sesler yükseliyor. Eleştiri elbette kıymetlidir; doğru yapıldığında yol gösterir, gelişime katkı sağlar.
Ancak dikkat ettiğimizde şunu da görüyoruz.
Gerçekten emek veren insanlar, kolay kolay yıkıcı eleştirilerde bulunmazlar.
Çünkü bilirler…
Küçücük bir organizasyonun bile ne kadar zaman ne kadar emek ve çoğu zaman ne kadar maddi katkı gerektirdiğini en iyi onlar bilir.
Gecesini gündüzüne katan, sorumluluk alan, elini taşın altına koyan insanlar; yapılan işe saygı duyar, eksikleri görse bile yapıcı olmayı tercih eder.
Öte yandan, çoğu zaman en yüksek sesle eleştirenlere baktığımızda, ne yazık ki aynı katkıyı göremeyiz.
Hiçbir sorumluluk almadan, hiçbir yükün altına girmeden yapılan eleştiriler ise toplumu ileriye taşımaz, sadece yorar.
Bu yüzden belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Eleştiriyor muyuz, yoksa katkı mı sunuyoruz?
Bugün bir an durup düşünelim.
Eğer federasyon ve derneklerimiz olmasaydı ne olurdu?
Çocuklarımız kültürel bağlarını nerede kuracaktı?
Toplum olarak bir araya gelme zeminini nerede bulacaktık?
Sesimizi kim, nasıl duyuracaktı?
Belki de en büyük eksiklik, sadece etkinliklerin yokluğu değil, bir arada olma duygusunun zayıflaması olurdu.
Peki federasyon ve derneklerimiz mükemmel midir?
Elbette hayır.
Hiçbir kurum kusursuz değildir.
Ama önemli olan, bu yapıların varlığı ve toplum için ortaya koyduğu çabadır.
Eleştirmek kolaydır.
Ama katkı sunmak, destek olmak ve birlikte büyütmek asıl sorumluluktur.
Bugün yapılması gereken şey çok açık.
Federasyonları ya da derneklerimizi sorgulamak değil, onları daha da güçlendirmektir.
Çünkü onlar güçlendikçe, toplum güçlenir.
Bazı kurumların değeri, sadece yaptıklarıyla değil, yokluklarında oluşacak boşlukla ölçülür.
Saygı ve sevgiyle,