. Sadece krizde mi hatırlanacağız? - Gülay Aydemir

Sadece krizde mi hatırlanacağız?


  • Oluşturulma Tarihi : 16.01.2026 11:26
  • Güncelleme Tarihi : 16.01.2026 11:26

Merhaba Sevgili Türk Amerikalılar ve Türkses’in Değerli Okuyucuları,

Gurbette yaşamak, çoğu zaman sandığımızdan daha fazlasını gerektirir. Sadece başka bir ülkede hayat kurmayı değil; kimliğimizi, dilimizi, değerlerimizi de bu yeni hayatın içine taşımayı zorunlu kılar. İşte bu noktada asıl sınav başlar. Çünkü insan, kalabalıklar içinde de yalnız kalabilir.

Ne yazık ki Türk Amerikan toplumu olarak birbirimizi en çok zor zamanlarda hatırlıyoruz. Bir acı yaşandığında, bir felaket olduğunda ya da hepimizi derinden sarsan bir gelişme yaşandığında bir anda yan yana geliyoruz. Salonlar doluyor, telefonlar susmuyor, herkes birbirine ulaşmaya çalışıyor. Bu anlar bize aslında ne kadar güçlü bir bağa sahip olduğumuzu gösteriyor.

Ama kriz geçince, gündem değişince, günlük hayatın telaşı başlayınca o bağlar yavaş yavaş gevşiyor. İşte tam da bu noktada sormamız gereken soru ortaya çıkıyor:

Biz sadece krizlerde mi bir toplum oluyoruz?

Birlik olmak yalnızca zor zamanlarda omuz omuza durmak değildir. Birlik olmak; hayatın doğal akışı içinde de yan yana kalabilmektir. Bir etkinliğin sadece sonunda değil, fikrinin ortaya çıktığı ilk anda, planlama sürecinde, hazırlığında, uygulamasında birlikte yer almaktır. Gerçek dayanışma, alkışlanan sahnede değil; perde arkasındaki ortak emekte oluşur.

Derneklerimiz ve federasyonlarımız bu ortak emeğin en önemli zeminleridir. Bu yapılar sadece belli günlerde gidilen yerler değil; hayatın paylaşıldığı, ilişkilerin kurulduğu, bağların güçlendiği alanlardır. Ancak bu alanlar, toplum gerçekten içinde yer aldığında anlam kazanır. Uzaktan izleyerek değil, yan yana durarak güçleniriz.

Bu sürecin merkezinde çocuklarımız ve gençlerimiz olmalıdır. Onları sadece seyirci olarak değil, aktif katılımcılar olarak bu yapılarla tanıştırmak zorundayız. Gençlerimizin derneklerde görev alması, etkinliklerde sorumluluk üstlenmesi, Türkçeyi duyması, kültürünü yaşayarak öğrenmesi geleceğimiz açısından hayati önemdedir. Çünkü aidiyet, anlatılarak değil; yaşanarak oluşur.

Evlerimizde Türkçe konuşmak, çocuklarımızın arkadaş çevresinde bu dili duymasını sağlamak, kültürel faaliyetlere birlikte katılmak sadece nostalji değildir; bu bir gelecek inşasıdır. Dilini kaybeden bir toplum, zamanla bağlarını da kaybeder.

Gurbette en çok ihtiyaç duyduğumuz duygulardan biri de “yalnız değilim” hissidir. Bir davet, bir selam, bir etkinlikte yan yana oturmak, bir çocuğun başka bir Türk çocuğuyla arkadaşlık kurması bazen beklediğimizden çok daha büyük anlam taşır. Toplum olmanın özü, tam da bu insani temaslarda gizlidir.

Aslında birbirimizi tanıdıkça, ne kadar güzel insanlar olduğumuzu daha iyi fark ediyoruz. Dışarıdan sert görünen, mesafeli duran bir insanı yakından tanıma fırsatı bulduğunuzda, çoğu zaman bambaşka bir yüzle karşılaşıyorsunuz. İlk bakışta soğuk sandığınız kişinin, tanıdıkça pamuk gibi bir kalbe sahip olduğunu görmek insanın içini ısıtıyor. Bu tür karşılaşmalar, önyargıların ne kadar yanıltıcı olabildiğini bize yeniden hatırlatıyor.

Bunu sadece bir düşünce olarak değil, birebir yaşadığım anlardan biliyorum. Zaman içinde toplum içinde mesafeli, hatta sert duruşuyla tanınan bazı insanlarla yollarımız kesişti. Aynı ortamda bulunmakla başlayan bu tanışıklık, birlikte çalışmaya dönüştüğünde bambaşka bir hâl aldı. Konuştukça, dinledikçe, hayat hikâyelerini duydukça şunu fark ettim: Dışarıdan güçlü ve soğuk görünen pek çok insan, aslında içinde taşıdığı yorgunluğu kimseye belli etmemek için susuyordu. O sessizliğin arkasında ise büyük bir emek, kırılganlık ve sevgi vardı. İşte o anlarda, insanları gerçekten tanımanın, birbirimize dokunmanın ve yan yana durmanın nasıl bir huzur verdiğini derinden hissettim.

Birbirimizi tanıdıkça korkular azalıyor, mesafeler kısalıyor. Sevgi büyüyor, güven artıyor. Yardımlaşmanın, hal hatır sormanın, “yanındayım” diyebilmenin her birimize nasıl bir huzur verdiğini ancak yaşadığımızda anlayabiliyoruz. İnsanın başka bir insana iyi gelmesi, aslında en büyük güçlerden biridir. Ve bu güç, maddi değil; tamamen insanîdir.

Birlikte çalıştıkça, birlikte güldükçe, birlikte dertlendiğimizde toplum olmanın gerçek anlamını hissediyoruz. Kimseyi dışlamadan, kimseyi ötekileştirmeden, “ben” yerine “biz” diyebildiğimiz ölçüde güçleniyoruz. Federasyonlar ve dernekler de tam olarak bu “biz” duygusunu büyütmek için vardır.

Artık krizlerde bir araya gelen değil; kriz olmadan da yan yana yürüyebilen bir toplum olmayı başarmalıyız. Çocuklarımıza sadece zor zamanlarda hatırlanan bir toplum değil; her gün birbirine dokunan, birbirini tanıyan, birlikte üreten bir yapı bırakmalıyız.

Sormamız gereken soru hâlâ aynı:

Sadece krizlerde mi hatırlanacağız,

yoksa hayatın her anında birbirine tutunan bir toplum mu olacağız?

Bu sorunun cevabı, bugün birbirimize ne kadar yakın durduğumuzla şekillenecek.

Saygı ve sevgiyle.

Sadece krizde mi hatırlanacağız?
Gülay Aydemir
Yazarımız Kim ?

Gülay Aydemir