. Birlik; aynı olmak değil, aynı yöne yürümektir - Atilla Pak

Birlik; aynı olmak değil, aynı yöne yürümektir


  • Oluşturulma Tarihi : 16.01.2026 11:24
  • Güncelleme Tarihi : 16.01.2026 11:24

Saygıdeğer okurlarımız, selamlar,

Toplum dediğimiz şey, sadece aynı dili konuşmak, aynı sofraya oturmak, aynı bayramı kutlamak değildir. Toplum, zor zamanda birbirine omuz verebilme kabiliyetidir. Çünkü gerçek birlik, alkışın bol olduğu günlerde değil, sözün sertleştiği, kalbin incindiği, yolun daraldığı zamanlarda anlaşılır.

Toplumun içinde bazen bir cümle dolaşır “Falanca şöyleymiş…” Ardından ikinci cümle gelir, üçüncüsü eklenir. Sonunda ortada ne belge kalır ne de gerçek. Geriye sadece yorgunluk, kırgınlık ve güvensizlik kalır. Oysa bir toplumu ayakta tutan şey, lafın çoğalması değil, söze sadakat, birbirine sahip çıkma ve itibar duygusudur. İtibar, parayla satın alınmaz, yüksek sesle de kurulmaz. İtibar, toplantı salonlarında değil, günlük hayatta, ölçülü dille, öfkeyi yönetebilmekle, haksızlığa uğrayanı yalnız bırakmamakla inşa edilir.

Amerika, her şeyi ölçer. Kurumsallığı, tutarlılığı, güveni… Burada “iyi niyet” tek başına yetmez. Güvenilir duruş ister. İşte tam da bu yüzden, Türk-Amerikan toplumunun en büyük sermayesi bina, bütçe ya da kalabalık değil İtibardır. İtibar güçlüyse temsil güçlenir, gençler cesaret bulur, kurumlar ayakta kalır, toplumun sesi ciddiye alınır. İtibar zayıflarsa, en haklı söz bile eksik duyulur, en iyi niyet bile şüpheyle karşılanır.

Tarih bu gerçeği defalarca göstermiştir. Birinci sahne, Anadolu’nun eski bir çarşısında geçer. Öğleye doğru kalabalık artarken bir dükkanın önünde hareket vardır, yan dükkan ise durgundur. Usta bunu fark eder. Çırak, satışların iyi gittiğini düşünürken usta bir an durur ve kendi dükkanının kepengini yarıya indirir. Çırak şaşırır, “Müşteri var usta, niye kapatıyoruz?” diye sorar. Usta, gözünü çarşıya çevirir ve sakin bir cümle söyler “Bugün komşunun yüzü gülmezse, yarın bu çarşı gülmez.” O gün belki birkaç satış eksilir. Ama o çarşıda güven büyür. İnsanlar oraya sadece alışveriş için değil, bir düzenin, bir ölçünün, bir vicdanın hâla yaşadığını görmek için de gelir. Çünkü çarşıyı çarşı yapan yalnız mal değil, güven duygusudur. İşte itibar dediğimiz şey de böyledir. Bir günün işi değildir. Sabırla birikir, bir karakter gibi oturur.

İkinci sahne, zor zamanların dar odalarında geçer. Aynı masanın etrafında farklı insanlar vardır, tüccar, öğretmen, çiftçi, eski asker, gençler… Herkesin fikri aynı değildir. Tartışma olur, bazen ses yükselir. Ama bir çizgi korunur. Kimse kimseyi küçültmez, kimse “sen kimsin” diyerek sözü boğmaz. Çünkü herkes bilir ki burada kişisel gurur değil, ortak hedef konuşulacaktır. Birlik dediğimiz şey, herkesin aynı fikri savunması değildir. Bu mümkün de değildir. Birlik, farklı görüşlerin, farklı mizaçların, farklı yöntemlerin aynı üst hedefte buluşabilmesidir. Toplumun saygınlığı, gençlerin önünün açılması, kurumların güçlenmesi, ortak aklın yaşaması, emek verenin hırpalanmaması… Aynı masada kalabilmek, çoğu zaman aynı fikirde olmaktan daha kıymetli hale gelir. O yön kaybolduğunda tartışma “fikir” olmaktan çıkar “kırma”ya dönüşür. Kırma başlayınca da birlik zayıflar, itibar yara alır. İnsanlar zamanla tartışmayı unutabilir ama duruşu unutmaz.

Üçüncü sahne, Amerika’da bir salon toplantısında yaşanır. Yeni bir hayat kuran bir topluluk, bir etkinlik planlar. Bir yetkili kibar ama mesafeli sorar. “Sözünüz söz mü?” Bu ülkede çoğu kapı, tanışıklıkla değil tutarlılıkla açılır. Etkinlik günü gelir, saatinde başlanır, kurallara uyulur, komşu rahatsız edilmez, salon tertemiz bırakılır. Ertesi gün aynı yetkili arar. “Gelecek program için de sizi yazalım.” Burada itibar, afişle, sloganla, yüksek sesle değil, istikrarlı davranışla büyür. Bir gecede kazanılmaz ama bir gecede zedelenebilir. Kurumları güçlü kılan şey, heves değil, devamlılık ve güven duygusudur.

Bugüne dönünce, en tehlikeli sözlerin nasıl başladığı da çok tanıdıktır. “Duydum…”, “Öyle diyorlar…”, “Bana geldi…” Bu cümleler kanıt istemez, sorumluluk almaz, ama çok zarar verir. Dedikodu, toplumu içten kemiren pas gibidir. Pas, en sağlam demiri bile zayıflatır. Dedikodu da en sağlam dostluğu, en kıymetli kurumu zayıflatır. Bu yüzden toplum hayatında “cesaret”, bağırmak değildir. Cesaret, sözün kaynağını sormak, belgesiz konuşmamak, yanlışsa düzeltmek, doğruysa adil şekilde konuşmaktır. İftira yerine belgeyi, öfke yerine aklı, bölmek yerine birleştirmeyi, düşürmek yerine yükseltmeyi seçebilmektir.

Kurumsallık da tam burada başlar. Kurumlar, kişilerin hevesiyle değil, ilke ve kurallarla ayakta kalır. Amerika’da saygınlık, sesi çok çıkana değil, tutarlı olana verilir. Bu ülke, “bugün böyle, yarın başka” tavrını sevmez. Bu yüzden toplum adına en doğru hedef şudur, sözün kalitesi yükselsin, kurumsallık güçlensin, itibar büyüsün. Kırmadan konuşmak mümkündür. Doğruyu savunurken seviyeyi korumak mümkündür. Eleştirirken bile saygıyı kaybetmemek mümkündür.

Birlik, aynı olmak değil, aynı yöne yürümektir. İtibar ise o yürüyüşün ayak izidir. Sessizce kalır, yıllarca konuşur.

Selam ve saygılarımla.

Birlik; aynı olmak değil, aynı yöne yürümektir
Atilla Pak
Yazarımız Kim ?

Atilla Pak