.
Saygıdeğer okurlarımız selamlar,
Fırtınalı bir dünyada Türkiye’nin imtihanı ve Amerika’da yaşayan Türk Amerikalıların tarihi sorumluluğu
Dünya yeniden zor bir döneme giriyor. Jeopolitik dengeler sarsılıyor, bölgesel krizler büyüyor, savaş ihtimalleri yeniden konuşuluyor. Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler sadece o bölgenin meselesi değildir. Bu gelişmelerin etkileri er ya da geç Türkiye’ye ve Türkiye ile gönül bağı olan herkese dokunur.
Türkiye tarih boyunca kolay bir coğrafyada var olmadı. Anadolu yüzyıllardır güç dengelerinin kesiştiği bir merkez oldu. Bugün de tablo çok farklı değil. Türkiye bir yandan Avrupa ile bir yandan Orta Doğu ile, bir yandan Karadeniz ve Kafkasya ile iç içe geçmiş bir jeopolitik denklemin tam ortasında duruyor. Böylesine fırtınalı bir dünyada Türkiye’nin güçlü kalabilmesi yalnızca devlet kurumlarının değil, dünyanın dört bir yanında yaşayan Türk diasporasının da sorumluluğunu artırıyor.
Bugün milyonlarca Türk artık Türkiye dışında yaşıyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Türk Amerikalılar yalnızca bir göçmen topluluğu değil, aynı zamanda Türkiye ile Amerika arasında doğal bir köprü niteliği taşıyor. İş dünyasında başarılı insanlarımız var, akademide güçlü isimlerimiz var, gençlerimiz Amerika’nın en iyi üniversitelerinde eğitim görüyor. Ama açık konuşmak gerekirse, bütün bu potansiyele rağmen Türk Amerikalı toplumunun siyasi ve toplumsal etkisi olması gereken seviyenin çok gerisinde. Bunun nedenlerinden biri de kendi içimizde yaşadığımız gereksiz tartışmalar.
Amerika’daki diğer diaspora topluluklarına baktığınızda farklı bir tablo görüyorsunuz. Kendi içlerinde farklı görüşleri olsa bile dışarıya karşı ortak bir duruş sergiliyorlar. Kurumsal yapılarını güçlendiriyorlar. Siyasette, medyada ve akademide etkili bir ağ kuruyorlar. Biz ise çoğu zaman enerjimizi küçük polemikler içinde tüketiyoruz. Dernekler arasında mesafeler oluşuyor, kişisel rekabetler büyütülüyor ve toplumun enerjisi olması gereken yerde kullanılmıyor. Oysa diaspora gücü bireylerden değil, birlikten doğar. Lobicilik ciddi bir iştir. Para ister, organizasyon ister, strateji ister. Ama hepsinden önce zihniyet ister. Eğer bir toplum sürekli kendi içinde tartışıyorsa dış dünyada güçlü bir ses oluşturması mümkün değildir.
Son haftalarda yaşadığımız güzel bir tabloyu da görmezden gelmemek gerekir. Ramazan ayı boyunca Amerika’nın birçok şehrinde düzenlenen iftar programlarında Türk toplumunun farklı kesimlerinin bir araya geldiğini görmek gerçekten umut vericiydi. Aynı sofrada iş insanları, akademisyenler, gençler, dernek temsilcileri ve aileler buluştu. O sofralarda yalnızca yemek paylaşılmadı. Aynı zamanda bir toplum olmanın ruhu da hissedildi.
Özellikle Manhattan’daki Türkevi’nde gerçekleşen iftar programları bu birlik ruhunun güzel bir örneği oldu. Bu vesileyle Türkiye Cumhuriyeti New York Başkonsolosu Büyükelçi Muhittin Ahmet Yazal’a da teşekkür etmek gerekir. Türkevi’nin kapılarının bu tür buluşmalara açılması, Amerika’daki Türk toplumunun bir araya gelmesine önemli katkı sağladı.
Ramazan bize aslında çok basit ama önemli bir gerçeği tekrar hatırlattı. Biz bir araya gelebildiğimizde güçlü bir toplumuz. Farklı düşüncelerimiz olabilir, farklı kurumlarda görev alabiliriz. Ama aynı sofrada buluşabildiğimizde aramızdaki bağın hala güçlü olduğunu görüyoruz. Belki de Türk Amerikalı toplumunun geleceği için en büyük umut tam da burada saklıdır. Şu gerçeği özellikle hatırlamak gerekir. Yurt dışında yaşayan bir toplum için devletimizi temsil eden kurumların ve makamların saygınlığı ayrı bir önem taşır. Elbette herkes düşüncesini ifade edebilir, eleştiri yapabilir. Ancak bu eleştirilerin, özellikle uluslararası platformlarda ve yabancı dillerde yürütülen polemiklere dönüşmesi çoğu zaman Türk toplumuna faydadan çok zarar verir. Bu nedenle fikir ayrılıkları olsa bile devletimizi temsil eden kurumlara karşı daha dikkatli ve sorumlu bir dil kullanmak diaspora bilincinin de bir gereğidir.
Ben bazen Amerika’daki Türk toplumuna bakarken şu ifadeyi kullanıyorum “Amerika’da yaşarken aynı gök altında ama çoğu zaman ayrı dünyalarda yaşıyoruz.” Oysa aynı kökten gelen insanlar farklı şehirlerde, farklı kurumlarda, farklı görüşlerde olabilir. Ama ortak bir hedef etrafında birleşebildiklerinde gerçek güç ortaya çıkar. Bugün dünya hızla değişiyor. Yeni güç dengeleri kuruluyor. Böylesine fırtınalı bir dönemde Türk Amerikalı toplumunun da artık kendine yeni bir yol çizmesi gerekiyor.
Bu yolun adı ortak akıl basit ama güçlü bir kavramdır. Kişisel egoların değil toplumsal hedeflerin konuşulduğu bir anlayış. Küçük polemiklerin değil büyük vizyonların tartışıldığı bir anlayış. Amerika’da yaşayan Türk Amerikalılar için mesele yalnızca geçmişe duyulan bağlılık değildir. Asıl mesele geleceğe karşı taşıdığımız sorumluluktur. Çünkü güçlü bir diaspora yalnızca bulunduğu ülkeye değil, aynı zamanda anavatanına da güç verir.
Dünya hızla değişirken bizim de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor!
Birbirimizle mi uğraşacağız, yoksa birlikte tarih yazan bir diaspora mı olacağız?
Selam ve saygılarımla.